Doç. Dr. Haşim KARPUZ
(Türkiye)
I. GİRİŞ
Bıçak insanın yaptığı ilk alet, belki de tekniğin
ilk ürünüdür. Yontma Taş Çağından bu yana bıçak
kesici bir alet olup, gündelik eşya ve silâh olarak
kullanılmıştır. Ortaasya ve Anadolu'da yapılan
prehistorik kazılarda çıkan buluntular arasında
bıçaklar önemli yer tutarlar. İlk bıçaklar çakmak
taşı, obsidiyen gibi sert ve kesici taşlardan
yapılmıştır. Tunç çağının başlaması ile yekpare
kabzalı veya ahşap, kemik saplı bıçaklar yapılmaya
başlanmıştır.
Ortaasya'da önemli bir demir çağı kültürü olan
Karasuk Kültürü (M.Ö. 1200-700) zengin mezar
buluntuları ile tanınır. Hun kurganlarının öncüsü
olan bu mezarlarda çok sayıda hayvan biçimli,
süslemeli saplı bıçak ve kamalar bulunmuştur. Hun
kurganlarında da bıçaklar bulunmuştur. Göktürk ve
Uygurlar döneminde Türk Maden sanatının geliştiğini
bıçak ve kılıçların silah ve günlük eşya olarak
kullanıldığını görüyoruz. Göktürk dönemi
Balbalları'nda beyler, belindeki bıçak ve kılıçları
ile tasvir edilmiştir. Burada bıçak ve kılıç
kahramanlık ve hakimiyet sembolü olarak
görülmektedir. Uygur fresklerinde de bıçak taşıyan
figürler görülür. Bıçak Selçuklu dönemi kaynakları
Divan-ı Lügat-it Türk ve Kutadgu Bilig'de "biçek"
şeklinde geçmektedir. Bu dönem kültüründe önemli
yer tutmaktadır. Anadolu'da Alaeddin Keykubat I
zamanında (1220-1237) şehirlerin güvenliğini
sağlayan Ahi'lerin bellerinde bıçaklar bulunuyordu.
Bu dönemde Kayseri, Konya, Sivas, Erzurum gibi
merkezler bıçakçılık sanatı bakımından önde
geliyordu.
Kültürümüzde bıçak günlük eşya oluşunun yanı sıra
silah olarak sembolik bir değer taşır. Eski bıçaklar
ve silahlar ata yadigârı olarak saklanır, odaların
en güzel köşelerinde sergilenir, mezar taşlarında
bile yiğitlik sembolü olarak bıçaklar ve kılıçlar
kazılırdı (Res. 1). Osmanlı döneminde de erkeklerin
günlük kıyafetlerinin bir parçası olarak bıçakları
görüyoruz. Anadolu'yu gezen seyyahlar geleneksel
giysiler içerisinde Türklerin bellerinde
taşıdıkları süslü bıçakları ayrıntıları ile
anlatırlar.
Osmanlı döneminde Anadolu'da birçok bıçak yapım
merkezinin ortaya çıktığını görüyoruz. Bu
merkezlerden bazıları günümüze kadar önemlerini
korumuştur. Bursa, Balıkesir, Yatağan, Afyon,
Ankara, Kastamonu ve Sürmene bu merkezlerden
birkaçıdır. Bu araştırmanın konusu bu merkezlerden
birisi olan Sürmene'de bıçakçılığın bugünkü
durumudur. Sürmene bıçağı, tekli sivri bıçak, sivri
kama ve meyve bıçağı (çifte), sivri meyve bıçağı ve
çatalı ile (üçlü) tanınmıştır. Sürmene bıçağı silah
olarak sadece Doğu Karadeniz bölgesinde değil bütün
Anadolu'da haklı bir üne sahipti.
Değişen hayat şartlarına uygun olarak bıçak artık
bir silah ve prestij sembolü olmaktan çıkmıştır.
Anadolu'nun diğer merkezlerinde olduğu gibi
Sürmene'de de geleneksel tarzda çalışan çok az bıçak
yapım ustası bulunmaktadır. 1930-1950'li yıllardan
sonra sivri Sürmene bıçaklarının taşınması, yapımı
yasaklanınca ustalar bu mesleği bıraktılar. Bugün
az sayıdaki usta çakı, meyve bıçağı, ekmek bıçağı,
kasap ve çay kesme bıçağı gibi birçok bıçak
türlerini yapmaktadırlar.
Sürmene Trabzon'un 36. km doğusunda Karadeniz'in
kıyısında kurulmuş şirin bir ilçemizdir. Bugünkü
şehir merkezi Sürmene Deresi'nin denize döküldüğü
yerde bulunmaktadır. İlçe yüzey şekilleri denizden
taraçalar şeklinde yükselen araziler ve bu arazileri
yaran akarsu vadilerinden oluşmaktadır. 1990
sayımına göre ilçe merkezinin nüfusu 12.025 toplam
nüfus ise 35.200 dür. Ekonomi temelde tarım ve
hayvancılığa dayalıdır. Çay ve fındık temel
ürünlerdir. İlçede küçük sanayi ve saç gemi yapımı
gelişmiştir.
Sürmene’nin tarihi çok eski yıllara kadar
inmektedir. Bugünkü bilgilerimize göre Sürmene Roma
döneminde kurulmuştur. Yerleşmenin yeri birkaç defa
değişmiştir. Osmanlı döneminde önemli bir nahiye
olan Sürmene, Aşağı Çavuştu civarında yer alıyordu.
1840-1915 yılları arasında Konakönü’ne, 1915 yılında
da bugünkü yerine Humurgan'a taşınmıştır.
Trabzon Vilayeti Salnamelerinde bıçakçılık hakkında
kısa bilgiler bulunmaktadır. Sürmene'nin el
sanatları ve dolayısı ile bıçakçılık sanatı
üzerinde yeterli araştırmalar yapılmamıştır. Kısa
bir bilgi Y. Z. Bıçakçı'nın yazısında verilmiştir.
Trabzon Karadeniz'in önemli bir limanı, İran
transitinin de merkezi olduğu için ticaret ve el
sanatları bakımından zengin bir şehirdi. 19.
yüzyılın sonuna kadar şehirde kuyumculuk,
bıçakçılık, demircilik, el sanatları içerisinde
önemli bir yer tutuyordu. Trabzon'da ikamet edenler
dışarıda ki yakınlarına Trabzon işi hediyeler
gönderiyorlardı. Prof. Dr. Yılmaz Önge'nin dedesi
merhum Trabzon kadısı Mehmet Baha Efendi iki kızma
birer çatal, bıçak takımı yaptırmıştır. (Çizim.
1-2).
Sürmene'de bıçak yapımının 18. yüzyılın sonuna doğru
geliştiğini ve bütün bölgede adını duyurduğunu
söyleyebiliriz. Sürmene ve Trabzon'da erkekler
bellerinde, silahlık içerisinde çifte bıçak, kama,
saldırma veya karakulak taşırlardı. 19. yüzyıl Türk
kıyafetleri konusunda bir kaynak olan Osmanlı
Kıyafetleri Albümünde geniş malûmat bulunmaktadır.
Bu bıçaklar bu albüm resimlerinde ve 20. yüzyıl
başlarında basılan Trabzon kartpostallarında
görülmektedir. (Res.2-3). Bölgede erkeklerin yanı
sıra kızlar da yanlarında bıçak taşım aktaydılar.
Ey biçağum biçağum
Ben seni satacağum
Hapu köyün içinde
Ben bir kız alacağum.
Yaylaya gidiyikan
Buldum bakır parası
Oğlan gelme peşume
Yersun biçak yarasi.
20. yüzyılın başlarında Sürmene'de merkeze bağlı
Gölonsa (Soğuksu) mahallesinde birçok evde küçük
atölyelerde bıçak yapılıyordu. 1950’li yıllarda
bıçak yapılan ev sayısı 200 civarındaydı. Sivri
Sürmene bıçakları, üzerindeki kan olukları
yüzünden öldürücü olduğu için 1933 ve 1953
yıllarında çıkarılan kanunlarla yasaklandı. Bundan
sonra bu sanatta çalışan usta sayısı azaldı. Şimdi
bu ustaların yetiştirdiği altı usta geleneksel
metotlarla değişik bıçaklar yapmaktadır.
Araştırma sırasında yaşayan eski ustalar ziyaret
edilmiş, halen çalışanlarla görüşmeler
yapılmıştır. Ankara Etnoğrafya Müzesi ve Konya
Türk-İslâm Eserleri Müzesindeki Sürmene bıçakları
incelenmiştir.
II.
sürmene bıçağı yAPIMI
Sürmene bıçağı yaklaşık 20 cm uzunluğunda tek
ağızlı, namlusu oluklu sivri uçlu tekli, çiftli
olarak veya üçlü olarak yapılan ve kınında saklanan
bir el sanatı ürünüdür. Silah olan bu bıçaklardan
başka değişik amaçlı bıçaklar da yapılmaktaydı.
Günümüzde sivri bıçaklar yapılmamaktadır.
A. Ham madde:
Bıçağın esas hammaddesi çeliktir. Eskiden çelik Rus
vagonlarından, Erzurum'dan, vagon ve fayton
yaylarından teinin edilirdi. Günümüzde ise Avrupa ve
yerli çelik levhalar halinde satın alınıyor. Bıçağın
büyüklüğüne göre sirim (taslak) halinde kesiliyor.
Bıçakların saplarında eskiden manda boynuzu, manda
ve inek kemiği ahşap kullanılıyordu. Manda boynuzu
ısıtılınca kolayca şekillenmekte ve kalıba
sokulabilmektedir. Kemik saplar ise özellikle
bacakların (kaval) kemiklerinden alınır. Testere
ile kesilerek istenildiği gibi tesviye edilir. Ahşap
daha çok ekmek, kasap bıçaklarında kullanılıyordu.
Günümüzde madeni ve plastik bıçak sapları da
yapılmaktadır.
B.Yapım Araçları:
Sürmene'de bıçak yapımında kullanılan aletlerin
hepsi ustalar tarafından yapılıyordu. Bunların bir
kısmı da Sürmene bıçağı yapmaya mahsus el
aletleridir.
a.Ocak-Körük:
Bıçak yapılacak parçaların dövülerek
biçimlendirilmesi ve su verilmesinde kullanılır.
b.Örs:
Parçaların dövülmesine yarayan alettir.
c.Makas:
Bıçakların boyutuna göre çelik levhaları kesmeye
yarayan alettir.
d.Mengene:
Bıçağı sabit halde tutup üzerinde işleme yapılmasını
sağlayan alettir.
e.Kösre taşı:
Bıçakların yüzeylerinin parlatılmasında kullanılır.
Bir kolla döndürülen silindir kesitli özel bir
taştır. Günümüzün ustaları kösre taşırım yanı sıra
motor (zımpara taşı- keçe de kullanmaktadırlar.)
Bıçak yapımında kullanılan küçük el aletlerini de
şöyle sıralayabiliriz. (Çizim 3-4).
Çekiç (el çekici, pervaz çekici), keskiler, kıskaç,
maşa, iv (oluk açma aleti), dalduz (kının içini
boşaltan alet), dipçik, pervaz, elma ve boynuz,
kalıp aletleri, yazı aleti, kaplama takma kerpeteni,
zımba demirleri ve altlıkları, havya, eğe, testere,
değişik bıçaklar.
C.Yapım
Safhaları
(Çizim 5-6)
Sivri bıçak için 4-5 mm kalınlığındaki çelik levha
1-1,5 cm genişlikte ve bıçak uzunluğuna göre
(ortalama 20 cm.) kesilirdi. Şimdi yapılan av,
meyve, sofra bıçakları boyutlarına göre kesiliyor.
Bu ilk şekle "Sirim" deniliyor. "Sirim" ocakta körük
ateşi ile tavlanarak "taslak" haline getiriliyor. Bu
ilk taslak dövülürken külün içerisine sokulur ve
çeliğin sertleşmesi sağlanır. Bundan sonra bıçağın
eğe veya kösre ile "tesviye"si yapılır, oluk
aletiyle gerekiyorsa oluklar açılır. Eskiden Sürmene
'de keçe, zımpara taşı kullanılmıyordu. Şimdi
ustalar kullanmaktadırlar.
"Su verme" işlemi bıçak et renginde kırmızı oluncaya
kadar tavlandıktan sonra Yunus balığı yağı içerisine
batırılmak suretiyle yapılır. Balık yağı içerisine
bıçak dik gelecek şekilde daldırılır ve çevrilir.
Daha sonra parlatma keçesinde bıçak parlatılır.
Kösre taşında ince olarak bilenir.
Sapların
takımı:
Saplar inek kemiğinden yapılır. Önce testere ile
kesilen kemikler eğe ile tesviye edilir, matkapla
delikleri delinir. Bıçağın sap kısmı üç tane çivi (kusput)
ile perçinlenir. Bazı bıçakların sapları düz,
bazıları da boğumlu yapılır. Boynuz saplar bazen
burmalı yapılmaktadır.
Sap takımından sonra "elma ve perçinleme" işi
yapılır. "Elma" bıçak ile sap arasındaki süslü
kısımdır, iki parçadan oluşur ve birbirine
lehimlenir. Elma kısmının uzunluğu yaklaşık 2cm dir.
Elmanın yan yüzlerde bıçağın gövdesi üzerine taşan
kısmına "Pervaz" denir. Pervaz iki yanda ağız
kısmından sırta doğru girinti çıkıntılar yaparak
uzanır. Pervaz uzunluğu 2,5 cm kadardır.
Bundan sonra bıçağın ağzı ve ucu, kösre taşında
inceltilir. Parlatma işlemi tamamlanır. Eskiden
sadece kösre, zımpara ile parlatılıyordu, şimdi
motor (zımpara-keçe) ile polisaj (parlatma)
yapılıyor. Sap kısmı da eskiden zeytinyağına odun
kömür tozu katılıp sürtülerek parlatılıyordu.
Süsleme:
Elma ve pervaz üzerinde kazıma suretiyle
yapılmaktadır. Değişik dalgalı hatlar, zigzaglar
ile bordürler elde edilir. Bu motifler yazı aleti
(kalemi) ile gerçekleştirilir. Pervazın yan
yüzlerinde "Sürmene Hatırası" yazılmaktadır.
"Bırakma Beni, Korurum Seni" yazılı olanları da
vardır.
Kın Yapımı:
Sürmene bıçağının yapımında son safhayı teşkil eder.
Kın iki kısımdan ibarettir. Ahşaptan yapılmış,
üzerine meşin kaplanan gövde ile tekneden yapılmış
dipçik kısmı.
Kın gövdesi çoğunlukla kızılağaçtan yapılır. Taslak
kabaca kesilir ve bıçakla şekillendirilir. Ortadan
ikiye bölünerek bıçağın şekline göre "Dalduz" aleti
ile iç kısımları boşaltılır. Bıçak içten kontrol
edilir ve son tesviyesi yapılır. Dipçik kısmı
yerleştirilir. Madeni dipçik kısmının içerisinde
bıçağın sivri kısmı çıkar. Dipçiğin uç kısmında
yuvarlak topuz vardır.
Bundan sonra gövde üzerine meşin sarılarak dikilir.
Kın güzel görünsün diye altına ince renkli deri ve
kumaş koyulur. Üzerine sıra sıra delikler açılarak
süs motifleri yapılır. Ağız kısmında deri saçaklı
bırakılır ve kemere takılabilmesi için askı yapılır.
Bazı kınların dipçik kısmı takılabilmesi için asla
yapılır. Bazı kınların dipçik kısmı üzerinde kazıma
suretiyle yapılmış süslemeler mevcuttur. (Çizim 7).
D. Yapılan Bıçak Çeşitleri:
(Çizim:8, Resim 4)
Eskiden ustalar başta sivri bıçak türleri olmak
üzere çeşitli sofra, kasap ve av bıçaklarını
yapıyorlardı. Şimdi sivri bıçak yapılmamaktadır.
1. Tekli Sivri bıçak:
Silâh olarak yapılan bıçaktır. Uzunluğu 10 cm ile 25
cm arasında değişir. Tek ağızlıdır. Sapları sivri
uçlu veya boğumlu yapılırdı. Perçin üzerinde
"Sürmene Hatırası" yazılırdı.
2. Üçlü Bıçak:
Çifte bıçağın kınına birde yemek çatalı
yerleştirilmiş olan bıçak türüdür.
3. Kama:
Uzunluğu 30 cm genişliği 5 cm olup gövdesi iki
ağızlı ve sivri uçludur. Üzerinde kan olukları
vardır.
4. Saldırma:
Uzunluğu 35 cm den fazla, hafif eğri gövdeli ve tek
ağızlı bir bıçaktır.
Belimdeki biçağum
Saldurmadır saldurma
Sevdiumi alana
Mevlam murat aldırma
6. Karakulak (Hançer) : (Res. 2)
Ortalama 60 cm uzunluğunda yarıdan yukarısı eğri tek
ağızlı bir bıçaktır. Bıçağın sapının uç kısmı iki
çatallıdır. Bunlara kulak denir. Bıçak adını bu
kulaklardan almaktadır.
Kama, saldırma, karakulak yasaktan önce az sayıda
yapılıyordu. Bunların yanı sıra çeşitli sofralarda,
kasap bıçakları, balık bıçakları, çakılar
yapılıyordu. Günümüzde bu günlük kullanım
bıçaklarına çay kesme bıçakları ilâve edilmiştir.
Ayrıca av bıçakları ve çakılar yapılmaktadır.
Evinde bıçak yapan usta sayısı 10 kişi civarındadır.
Bazı eski ustaların torunları birleşerek bir bıçak
sanayisi "Sürmene Bıçak Sanayii" kurmuşlardır. Bu
imalâthanede pres ve kalıplar, bant usulü zağlama
ile seri halde bıçak üretilmektedir.
Eskiden ustalar yaptıkları bıçakları bir çuval
içinde veya küçük kapalı kutularda dolaştırarak
satarlardı. Trabzon'a diğer şehir ve kasabalara
gönderirlerdi. Bugünkü ustalar yaptıkları bıçakları
daha çok Sürmene çarşısında ve Trabzon'da
pazarlamaktadırlar.
E. Bıçak Ustaları:
Sürmene'de ustalar evlerinde çalışır. Bu sanat,
babadan oğula usta-çırak şeklinde geçmiştir. Kanuni
yasaklamalardan önce usta sayısı 200 civarındaydı.
Bugün tespit edebildiğimiz usta sayısı oldukça
azalmıştır. Eskiden iyi ustaların bıçağını taşımak
modaydı. Hatta bazı ustaların ünü türkülere dahi
yansımıştır.
Belimdeki biçağum
Keloğun yapısıdır
Aç koynuna gireyim
Cennetin kapısıdır.